Balkan Turu

Balkanlar kocaman bir coğrafyanın adı. 12 ülkeden oluşan bu büyük coğrafyanın bir kısmında bizim de topraklarımız var. Balkanlar denilince aklımda yeşillik ve tarih beliriyordu. Gidip geldikten sonra bu ikisine bir de Sakinlik eklendi. Beş gün süren gezi boyunca küçük-büyük yedi sekiz şehir gezdik. Karadağ oldukça sakin ve yaz dönemi yeri gibiyken; Bosna Hersek bir bahar ülkesi gibi. Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasının aksine içim sıcacık dolmuş bir şekilde döndüm bu geziden.  Giderken böyle bir yazı yazmak gibi bir niyetim yoktu. Aklımda kalanları paylaşacağım bu yazı hem güzel bir anı hem de gitmek isteyen olursa küçük bir rehber olur.

Gezi boyunca dikkatimi çeken bir kaç şeyi belirterek yazıya geçeceğim. Neredeyse her yerde çekik gözlü (farklı ülkelerden de olsalar bu sevimli ortak özelliğe sahipler) turistler ile karşılaşmak mümkün. Tur rehberlerini canı gönülden dinliyor ve sıkça fotoğraf çekiyorlar. Karadağ’da bu turistlere Avrupa ve dünyanın başka yerlerinden de turistler katıldı. Çoğunlukları yaşlıydı. Gençken çalışıp yaşlanınca geziyor insanlık :) Bir diğer gözlemim ise insanlar çok sakin abi hele ki İstanbul’un koşturmaca, kargaşasına, insanların yüzündeki ifadesizliğe alışınca oradaki insanlar oldukça sakin göründü gözüme. Bir gezi yazısının girişi iki paragraf oldu bile hemen yazıya geçiyorum.

9:30 saatinde kalkan uçak ile yerel saatle 10:20 gibi Saraybosna’ya indik. Saraybosna ile Türkiye arasında bir saatlik zaman farkı var. Beklediğimden daha az sayıda olsa da pasaport sırasında Türkiye’den ziyaretçiler görmek mümkün. Niçin geldiniz ?, dönüş biletleriniz hazır mı ? şeklindeki bir kaç sorudan sonra pasaport kontrol noktasını geçerek Bosna Hersek toprağına giriş yapmış olduk. İlk iş olarak araç kiralamak için havaalanında bulunan rent a car firmalarından araç baktık. Yan yana dizilmiş firmaların kiralama ücretleri fazla gelince merkezden kiralamaya karar verdik. Havaalanından merkeze gitmek için iki seçenek var: 3€ ücretli otobüs ya da 15€ civarı bir ücretle taksi. Havaalanının önünden kalkan otobüsle Saraybosna merkeze gittik. Yaklaşık yirmi dakika süren bu yolculukta şehrin 1992-1995 yıllarında 3 yıl süren, savaş zamanından kalma çok sayıda hasarlı bina görmek mümkün. Şehir merkezinde de bu binalardan çok sayıda görebilirsiniz. Şehir savaşı unutturmamaya çalışır gibi. Gölgesi bitmemiş bir savaşın izleri dolaşıyor şehirde.

DSC_0002

Delik deşik olmuş bir binanın tek bir penceresine yerleşmiş çiçekler nasıl da canlı kılıyor binayı. Pencereleri tek açık olan kat olmasına da dikkatinizi çekiyorum. Fotoğrafın adı “Çiçekten Yara Bandı” olsun.

DSC_0003

Şehrin merkezine yakın mesafede olan ulusal kütüphanenin önünde indik. Şehrin görkemli binalarından biri olan bu kütüphanedeki yazma eserler 92 savaşı sırasında atılan bombalar sonucu imha olmuş. Daha sonrasında başçarşı denilen kısıma geçtik.

 

DSC_0316

Başçarşı Anadolu’da herhangi bir yerde görebileceğiniz naiflikte yabancılık hissettirmeyen bir alan. Gezi listemizde olan Mrkva ‘da meşhur Cevabi köftesi yedik. Lezzetli olmasına rağmen yanında soğan yerine daha farklı bir şeyler aradı gözüm :)  Araç kiralama için merkezde yer alan rent a car bürolarına geçip aracımızı güler yüzlü, yardımsever bir amcadan kiraladık. Bir miktar depozito isteyeceğini düşünüyorduk ama teslim ederken tüm parayı verirsiniz demesi de ayrı bir güzellik oldu. Tatil boyunca gerek Bosna gerek Karadağ’da tanıştığımız insanlar oldukça yardımseverdi. Saraybosna gezisini son güne bırakacağımız için başçarşıda biraz dolaştıktan sonra aracımızı alarak savaşta yüz binlerce kişiye umut olan Yaşam Tüneline geçtik.

DSC_0014

Yaşam Tüneli, Saraybosna’nın Sırp kuvvetler tarafından kuşatılması sırasında sivillerin kurtarılması ve silahların taşınması için bulunmuş çözümlerden biri. Kuşatmanın en yoğun olduğu 1993’de 4 ay 4 günde bitirilen tündel 1 metre genişliğinde ve ortalama 1.5 metre yüksekliğinde ve 800 metre uzunluğundadır.

DSC_0022

Savaş sırasında günde ortalama bin kişinin geçtiği tünel Saraybosna’nın kuşatmadan en önemli çıkış yolu oluyor. Hemen havaalanının yanında yer alan tünel yüz binlerce kişinin hayatta kalmasını sağladığı için Yaşam Tüneli olarak adlandırılmış. Tünelin yirmi metrelik kısmını yürümek bile bende bir an önce çıkma isteğini uyandırmışken insanların ne zor şartlarda hayatta kalmaya çalıştığını anlamayı sağlıyor. Yaşam Tüneli evinin hemen önünde Saraybosna’nın farklı yerlerinde bulunan kanlı Saraybosna güllerinden bir tanesi yer alıyor.

Yaşam tünelinden sonra Konjiç’ e geçtik. Yol üzerinde bal, ayva armut satan seyyar satıcılar bulunmakta. Meyveleri oldukça lezzetli :)

Konjic ise Mostar’a geçmeden önce uğranması gereken güzel bir yer. Kısa süre burada kalmamıza rağmen güzel kafeleri ve mekanlar gördük. Türkiye – Tika – etkisini en çok gördüğüm yer burası oldu. İkinci dünya savaşı sırasında yıkılan tarihi köprü Türkiye’nin de yardımlarıyla yeniden yapılmış.

IMG_6627

Yakınlarında TIKA levhası ve biraz ötesinde Boğaziçi köprülü İstanbul resmi ile Konjic köprüsünü bir arada bulunduran büyük bir duvar resmi bulunuyor.  Burada dikkatimi çeken bir şeyde cami avlusunda yer alan mezarların üzerinde güzel, zanlı çiçekler olması. Rengarenk ve capcanlı görünen çiçeklerdi. Köprünün üstünde fotoğraflar çektirirken yolun ortasında bir adam gelinlik giymiş kıza yeniden evlilik teklifi yapıyor gibi dizlerinin üzerine çöktü ve kız da kabul ediyorum tarzı bir şeyler söyledi. Ve düğün konvoyu geldi sokağın başından. Garip şeyler :) Gelin konvoyu tıpkı eski düğünlerimiz gibiydi. Araçlardan atılan şekerlerden alamasam da tatlı bir anı bıraktı hafızamda.

IMG_6603

Sonrasında bloglarda çokça anlatılan kuzu çevirmesi ile meşhur Jablenika’da ki Kovacevic Restaurant’a  geçtik. Uygun fiyatlara güzel bir mekanda kuzu çevirme yiyebilirsiniz. 1 kg kuzu etini nasıl yedik bilemiyorum :)

kovacevic

Kuzu çevirmeleri izlemeyi de ihmal etmeyin.

20171014_203846Aslında Jablanica’da gezilecek güzel yerler varmış ama biz akşam vardığımız için kuzu çevirmemizi yiyip Mostar’a doğru yolumuza devam ettik.

Mostar’a geç ulaştığımız için sadece akşam açık olan mekanları gezebildik. Sezon sonrası geldiğimiz için mekanların çoğu 11’den sonra kapalıydı. Aynı problemi sonrasında budva ve kotorda da yaşadık. Mostar’a girişte şehri çevreleyen tepelerden birinde aydınlatılmış bir haç görüyoruz. Mostar da Saraybosna farklı inançlardan insanların bir arada yaşadığı bir şehir.

Sabah Mostar köprüsünden geçerek hemen hamam müzesinin önünde yer alan Moon Star Cafe & Pizzeria isimli kafede kahvaltı yaptık. Aşağıdaki resimde göreceğiniz gibi şirin bir yer. Mekan güzel olsa da çayı ve kahvaltı menüsü daha iyi olabilirdi. Kahvaltı seçenekleri daha iyi olan bir yer seçilebilir. Hemen yanında da kahve içmek için otantik tarzda bir başka kafe mevcut.

IMG_6634

Kafe han benzeri bir yapının ön tarafında yer alıyor. Her iki yanında ise turistlerin ilgisini çeken bir cami ve karşısında hamam müzesi var. Müzede görevli Türk çalışandan bu üç yapının eski zamanlarda dericiler için inşa edilmiş bir kompleks olduğunu öğrendik. Handa deri işe ile uğraşan çalışanlar o koku ve kirle cemaati rahatsız edebilirler düşüncesiyle onlar için bu cami ve hemen karşısında da hamam yapılmış. Türkiye’de de benzer örnekleri olduğu söylense de ilk defa duymuştum.

Sonrasında Mostar’ın diğer tarafında kalan yerleri gezerek henüz çarşıda hayat başlamadığı için kaldığımız otele döndük. Otel çıkışını yaptıktan sonra gezi haritasında ilk sırada olan camiye geçerek caminin minaresinden Mostar’ı izledik. Burada garip olan şey camiyi ziyaret için de para isteniyor.

DSC_0039

Birden fazla camide minareye çıkabildiğiniz için bence Mostar’a yakın olan camiyi seçin. Biz merkezdeki gezi haritamızda Karagöz Bey Camii olduğu için o camiyi seçtik manzara da güzeldi ama Mostar’a yakın minarelerden nehir ve tarihi yerlerin manzarası daha güzel olacaktır.

IMG_6714

Sonrasında Biscevica Köşkü ve Çarşı’yı gezerek Mostar köprüsüne gittik.

DSC_0046

DSC_0070

Mostar köprüsünden parayla atlamaya hazır bir insan görebilirsiniz. Köprüde mayosuyla bekleyen adam ücreti karşılığında nehre atlıyor. Girişimciliğin bu kadarı :)

DSC_0164

Hemen ilerisinde dondurmacılar var. Oradan dondurmanızı alarak Mostar’ı aşağıdan gören alana inebilirsiniz. Sonrasında biraz ileride yer alan Küçük Mostar’ı ziyaret edebilirsiniz.

Karadağ’a geçmeden önce Bosna’da gezmek istediğimiz bir kaç yer olduğu için Mostar gezisini burada sonlandırıp Blagay’a doğru yola koyulduk. Blagay’da ki tekkeyi, Poçitelde ki tarihi mekanları ve şelaleyi gezdikten sonra Karadağ’a geçmeyi planlıyorduk. İlk olarak Balagaydaki dağın dibine kurulu Erenler tekkesini ziyaret ettik.

550 yıllık Buna Nehri’nin kıyısına dağın dibine kurulan tekke tam bir tevekkül yeri.

IMG_6744

Blagay’dan çıkana kadar akşam olduğu için şelale ve Poçitel’i dönüşe bırakmaya karar verdik. Akşam yemeği için yer ararken bir yerde durduk. Harika bir yerde. Sokak araları kaldırımlar, evler muhteşemdi. Bu yeri mutlaka öğreneceğim derken buranın Poçitel olduğunu sonradan öğrendik. Gündüz gözüyle görülmeli. Akşam olmasına rağmen sokak ve evlerin yapısı oldukça güzeldi.

IMG_6758

Şans eseri de olsa Poçitel ziyaretiyle Bosna’da ki ilk iki günü bitirerek Karadağ’a doğru yola koyulduk.

Bir yerde çevirmede durduran polis pasaportlarımıza bakıp arkadaşın üzerindeki takım formasını görünce takımlarımızdan bahsetti. Sonrasında sınırda sınır çizgisini farkında olmadan geçtiğimiz söylenerek az biraz ceza yazdı. Dikkatli olmakta yarar var :) Karadağ sınırındaki görevli ise son derece güleryüzlüydü. Gece ulaştığımız Budva’da dışarı çıktığımızda açık bulabildiğimiz tek yer old town’da ki açık coffee bardı. Erkeklerin gecenin bu saatinde takım elbiseler, şık giysilerle takıldığı bu ortamdan başka şehirde gece erkenden sonlanmıştı. Her yerin kapalı olduğu o saatlerde de old town’u gezmek keyifli olabiliyor. İyi ışıklandırma ve düzen old townu bir film sahnesi kadar güzelleştiriyor. La la Land filmini anımsatabilir. 😊

Budva Old Towndan kısa bir görüntü için tıklayınız

Sezon döneminde sabaha kadar açıkken mekanlar sezon dışında en geç 1’de kapanıyormuş. Kotorda ise bu süre daha erken. 11’de polis tarafından oturduğumuz mekanın kapatılması için uyarı yapıldı. Tek açık yer orası olmalı ki son müşteri çıkana kadar ayrılmadılar 😊

DSC_0199

Üçüncü gün gündüz gözüyle yeniden old town’u gezdik. Old town canlanmış, her yerde karşımıza çıkan çekik gözlü turist kafilelerine avrupalı turistler de eklenmişti.

20171016_134527

Ekseriyeti yaşlı olan avrupalı ve çekik gözlü turist kafileleri arasında gözüme ilişen bir fark çekik gözlülerin daha bir meraklı, heyecanlı gözlerle etrafı incelerken Avrupalılar daha sakin rehberden dinlemeyi tercih ediyor. Tespit yapamadan duramıyorum 😀  Eski şehir kale duvarlarının arasında yer almış. Tıpkı  Budva’da olduğu gibi dar Ortaçağ sokaklarında dolaşmak, küçük restoran ve kafelerde zaman geçirmek çok keyifli. Eski şehrin içinden yukarıya doğru tırmanarak 45 dakikalık bir yürüyüşle surların bitiminde tepedeki kiliseye ulaşmak mümkün. Kotor’da eğlence ve gece hayatı istiyorum diyorsanız tekrar Budva’ya dönmeniz gerekecek.Old town’un göbeğinde yer alan büyük ve küçük kiliselerin yanında bir de şehri üstten görebileceğiniz bir kale var.20171016_134620Kalenin bitişiğinde ise denizle karayı ayıran küçük güzel bir kıyı var. Orada fotoğraf çektirelim, mümkünse orada çalan gitaristin dinletisi eşliğinde.

20171016_140236

Sonrasında yüzmek için kıyı boyunca uzanan sahillerden herhangi bir sahili gezebilirsiniz. Yürüyüş yolu ile yürüyüş yapmanız mümkün. Budva ile özdeşlemiş Dans Eden Kız Heykeli de bu yürüyüş yolu üzerinde. Bir fotoğraf da burada çekerek ayrılabilirsiniz Budva’dan.

20171016_143314

Heykel hemen yanımda ama karenin dışında kalmış :)

IMG_6786

En azından biz öyle yaptık. Kotor’a geçtik. Kotor da bir liman şehri. Yaklaşık yarım saat süren yolculuk sonrasında tarihi bir döneme adım atar gibi içeri giriyorsunuz şehrin kale kapısından. Sizi ilk karşılayan saat kulesi ve hemen yanında masaları mumlarla süslenmiş,bir yerlerden gelen hafif müzik ile insanı yumuşatan romantik havasıyla bambaşka bir yer olduğunu ilk adımda hissettiryor bu şehir.

Akşama doğru geldiğimiz için karanlık çökmeden kaleye çıkmaya karar verdik.

IMG_6800

3 euroluk ücreti verdikten sonra 1000 adımdan fazla bir buçuk saati aşkın süreden sonra tepeye vardık. Bir cümleyle kısa gibi oldu ama yukarı çıkana kadar bir kilise, yıkılmaya yüz tutmuş seyir tepeleriyle bol manzara ve maceralı bir yolculuk oluyor. Burada ki şansımız yolu yarılamak üzereyken kıyıya yanaşan shipping tur gemisi oldu. Hem çok sayıda turist geldi, hem de güzel olan manzara harika olmaya başladı.

IMG_6842

 

IMG_6807

Kaleye çıkarken karşılaştığımız türk gençler, delivery heroda çalışan Alman turist ve Hong Kong’lu çılgın çiftler.

IMG_6934

Selfie çubuğuyla bol bol fotoğraf çekmeye başlayınca harika bir yürüyüş olmaya başladı benim için :) Uzun yoldan korkmadan, ne gerek var demeden Kotor’a yolunuz düşerse mutlaka çıkmanızı tavsiye ederim. Karanlık çöktükten sonra aşağı indiğimizde yemek için bir çok seçeneğiniz oluyor. Çoğunlukla deniz ürünleri olsa da farklı tarz yemekler bulmak mümkün.

Özetle son derece romantik bir şehir. Şimdiden iki arkadaşa önerdim. Bu yazıyı buraya kadar okuyanlara bonusumuz olsun. Tüm özel günleriniz için gidip dönmesi son derece güzel anlar yaşayabilirsiniz 😊

20171016_172705

IMG_6811

Dördüncü günün sabahında ilk olarak Budva’ya yakın mesafede olan  Stevi Stefan adasına gittik. Yemyeşil denizin içeriside bir tuval resmi kadar güzel görünüyor. Adaya girişlere izin verilmiyor.

DSC_0264

Sonrasında şehrin dışında bir kiliseye uğradık. Şu ana kadar gördüğüm en iginç kiliseydi. Hemen arkasında yer alan mezarlık, ön kısmındaki bahçe ve bölünmüş alanlarıyla oldukça farklıydı.

DSC_0270

Tatil planına başladığımız günden beri en çok istediğim şeylerden biri olan yüzme aktivitesine dördüncü gün vakit ayırabildik. Ekim ortası saatlerce denizde olmak unutamayacağım anılardan biri olarak kaldı geriye. O gün akşama doğru otelden çıkışı yaparak Karadağ macerasını Kotor’da biraz duraksayıp son kez şehirde biraz gezerek sonlandırdık.

20171017_190248

Yaklaşık dört saat süren yolculuk sonrası sınırı, Mostarı ve yol üzerindeki her yeri es geçerek Jablanica’da ki Markovic’e yetiştik. Son müşteriler olarak dönmeden bir kuzu çevirme daha yedik. Yukarıda yeterince methini yaptın diye es geçiyorum. :)

Sonrasında son gece kalacağımız Saraybosna’ya geçtik. Yeşilliği, sakinliği ve kıvamında canlılığıyla insanı hemen içine alan bir şehir Sarajevo. Başçarşı’da iyi bir mekan olduğunu okuduğumuz Buregdzinica Sac’da meşhur boşnak böreği yedik. Ancak ben beğenmedim, çay olmamasını ise esefle karşıladım. Gitmeyin diyemiyorum ama gidin demek de gelmiyor içimden :)  Sonrasında Aliye İzzetbegoviç müzesi ve Sebil’in olduğu Saraybosna meydanında gezdik.

20171018_101828

Sonrasında Brusa Bezistan ve civarında ki lokasyonları gezdik.

DSC_0290 DSC_0310 DSC_0317

Burada daha çok görüp de girdiğimiz için mekan ismi veremeyeceğim. Sonrasında bizim eski İstiklal Caddesine benzeyen güzel sakin bir cadde var. Hafta içi olmasına rağmen oldukça canlıydı. Ve en son durağımız ilk gün gördüğümüz o güzel, yeşil ve sonbahar renklerine bürünmüş parka gittik.

DSC_0335 DSC_0337 DSC_0365

Park yaprağın her rengini barındırmanın yanında yere batmakta olan mezar taşlarıyla birşeyle anlatır gibi.

DSC_0348

Bu şekilde severek, eğlenip dinlendiğimiz bir gezinin sonuna gelmiş olduk. Çok gezen mi bilir çok okuyan mı bilmem ama gezmenin dünyayı bilmekle ilgisi olduğunu daha da iyi anladım bu geziyle.

Yorulmadan buraya kadar okuyan ziyaretçilere ayrıca teşekkürler. Esen kalın :)

 

Leave a Reply